Kütüphanemdeki Yangın-3

Hep şikâyet, hep şikâyet!
Şikâyet etmeden önce anlıyor musun sorunun ne olduğunu?
Bize öğretilen herşey, 'bu böyledir' 'şu şöyledir' şeklinde.
Hem pencereyi açık bırakmışsın, hem de tutuldum diyorsun:) Hem rüzgar giriyor içeri diyorsun, hem de pencereyi kendin kapatmayı düşünmüyorsun.
Sanki yoksun kendi yaşamında.
Eğer gelişme talebinde isen bu yazıları okumaya devam et... Yok sadece şikâyet edeceksen, buralarda fazla dolaşma çocuk.
Eğer;
Telefonunu kapatıp da neden beni aramıyorlar diyenlerdensen, konuyu bir başkasına danışması faydalı olabilir...
Çünkü gördüğün gibi, tek gereken kendi haline şöyle bir dışarıdan bakıp gerekeni görebilmek.

***

Ben, tavsiyede bulunmuyorum birşey bana sorulmadıkça. O yüzden burada yazmayı tercih ettim.
Eğer hala okuyorsan bu bloğu, şimdi otur bir kağıda yaz bakalım sen kimsin, nasıl bir insansın. Sonra da şu soruyu sor kendine:
Kendimi güçsüz hissettiğimde de ben böyle miyim?
Yoksa oluşturduğum sanal bir kimlik mi bu?
Tüm toplumda ilişkilerin temelinde güç ilişkileri yatıyorsa bu ne kadar insancıl bir yaşam?
Eğer insan olma adayıysan, kurduğun ikili ilişkilere bir bak.
Ne kadar üretiyorsun, ne kadar tüketiyorsun.

İlişki, sadece çokça birlikte olmakla tüketilmez, uzakta iken de tüketilir. İlgisizlik de ilişkiyi tüketir bilidndiği üzere. Burada mesele, karşı tarafa nasıl bakıldığıdır. Özne mi nesne mi? Karşı taraf nesne olarak hissediliyorsa, ilişki tükenmeye mahkumdur, özne olarak görülüyorsa bunun da işareti şekilsel olmayan yürekten saygıdır. İlişkiyi tüketmemek için mesafeli davranan insanların bir yerden sonra kendi düşüncelerinde boğulup sonra da "ee onunla mı uğraşıcam" deme noktasına gelmeleri tesadüf değildir. Böyle bir durumda, ömürleri boyunca hissedecekleri eksiklik duygusu onların tek arkadaşı olarak kalacaktır.

Güç ilişkileri, bireysel ikili ilişkilerle başlar, topluma ve insanlığa kadar yayılır. İnsanlığın yok olma tehlikesiyle yüzleşmesi bile birbirlerini ve DÜNYADAKİ CANLILIĞI DA nesneleştirmesiyle ve güce tapınmasıyla başlamıştır. Kendinden güçlü gördüğüne yönelmekle kendindekilere ihanet eden insan, kendini nasıl affedecek?
Güçlü olma peşinde, güç peşinde olanlar kendi acizliklerini ilan etmekte olduklarının farkında değiller mi?

Peki ya onlara dışarıdan bakanlar? Aslında o kadar da aciz olmadıklarını görenler? Bu kompleksleriyle yaşayanların kendilerine ne yaptıklarını görmekte olanlar?


İnsanın kendi yaşamından başlar değişim, idoller oluşturarak değil.

***

Şimdi

Tüm bu özellikleri, tutkuları, hırsları yok etmek mümkün değil. Adeta üzerine gidildikçe işler sarpa sarıyor. Boğulacağından korkan benlik, yok edileceğinden korkan ego, tüm gücünü sergilemek peşinde, arkadan dolanıp maçı alabilir. Mesele, bu tehlikeli unsurları yok etmek peşinde olmak değil. Bu şekilde, ya yeni kompleksler sahibi olunur ya da kurban posizyonu rolü güçlendirilir. Ya da daha önce bahsettiğim gibi, sanal ve geçici kimlikler oluşturulur.
Tüm bu özellikler, herkeste bir ölçüde bulunmakta. Sorunlu ve çarpık bir toplum yapısında tümüyle sağlıklı olabilmek imkansız. Bu durumda, yazının sonuna geldiğinizde kendinizi ne kadar bitkin, halsiz yani güçsüz hissediyorsanız, mesajlar o kadar doğru aktarılabilmiş demektir. Her ciddi mücadele başlangıcındaki tipik duygulardır bunlar.

Eğer bahsettiğim kadar güç peşinde isen, tek bir sorum var sana:

Hassas olan güçlü müdür güçsüz müdür?

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !