merhaba

(Sevgili okur, konuya direkt girmemi mazur gör, internette blog yazmayalı çok zaman oldu, kısa zamanda üslubuma alışırsın umarım) Gayet net hatırlıyorum, 9-10 yaşlarındaydım. Bir sebeple (pek sevgili okur, bunu da bilmek zorunda değil, boşuna merak etmesin!) odamın kapısını kapatmış, ağlıyordum, dünyanın sonu gelmişti adeta! Ancak birkaç dakika sonra, kapım açılıp ve içeriye tanıdık birisi girdiğinde ağlamamı anında kesmiştim. Bu olayın, duygularıma şüphe ile bakmama yol açtığını hatırlıyorum… Başka bir gün, kendimi ağlamaya zorladığımı da hatırlıyorum, ağlamak istersiniz, ağlayamazsınız, ağlamamak istersiniz ağlarsınız…

Peki, bütün hayatım böyle başkalarının bakışıyla şekilleniyor olmasın? Bunu anlamanın bir yolu, yalnız kaldığım zamanlardaki davranışlarımı izlemek olmalı… (burada kendi kendime düşünüyorum sanmasın okur, kızım sana söylüyorum, gelinim sen DE dinle var)

 

Derken okula gittim, şüphe duyduğum şeyleri unuttum örtmenden öğretilenleri öğrendim; uslu oturmayı, yanımdakiyle, arkamdakiyle, öbür yanımdakiyle konuşmamayı öğrendim; zille sınıfa girip zille çıkmayı öğrendim, azıcık da okulu kırmayı öğrendim ama kırdığım zamanlar çok olmadı çünkü ne yapacağımı bilmediğimden en fazla 2 günden sonra sıkılıyordum…

Derse geç kaldığımızda, müdür muavini ‘yarın bir işe girdiğinizde ne yapacaksınız?’ diyerek kızıyordu bize. Hep bir şeye hazırlandık ama o şeyi bir türlü anlayamadık.

Özellikle de üniversite sınavına hazırlandık.

Uzun zaman sonra bir şey soruldu bize, ‘ne okumak istiyorsun?’ dediler, bir kısmımız ‘en çok para kazandıran meslek hangisi ise’ onu istedi, sanki parayı onlar icad etmiş gibi. Bir kısmımız en yüksek puanı tutturma peşinde gitti, sanki üniversite sınav sistemini onlar düzenlemiş gibi. Bir kısmımız da sıkıla darala kendilerine en yakın alanı seçtiler… (ya da öyle sanıyorlar hala sevgili okur hahaha!!!)  

Bir kısmımız da televizyonun tek taraflı dünyasının miskinliğine kapıldılar. Sayısal ifade edilen ödül-ceza sistemini reddedip, bunun karşılığında tepki göstermedikleri rahat koltuklarında oturmaya mahkûm ettiler kendilerini.

Şimdi bakıyorum olay biraz daha gelişmiş… Bilgisayar başında chat, oyunla vakit geçirmek, vakti harcamak daha revaçta. (sevgili okur, elbette hayatın bunlardan ibaret olmayabilir ama azıcık daha sabret uzun bir yazı değil bu)

 

Ondan sonra kimsin, ne yapıyorsun diye sorduğunuzda bön bön bakıyorlar.

 

Seri üretilen şeyleri alıyor, bir birinin kopyası şeyleri tüketiyorlar.

Hatta oyunları kopyalıyor, cd leri kopyalıyor, internet sitelerindeki yazılanları copy-paste ediyorlar…

Oysa eğer kopyalamışsan kendine ait değildir…

Kopyalanamayanı da satamıyorlar ki…!

 

Bön bön bakıyorlar…

İşsizler ordusu artıyor, mezunlar da artıyor, ama bön bön bakıyorlar…

(okurun yazıyı terk edip gitmesi için son satırlar)

Şimdi durup kendime soruyorum, sistemin sunduklarıyla yetinmek mi, kendimle iletişime geçmek mi…? (sevgili okur buraya kadar sabredebildiğine göre bundan sonra bu sayfayı takip etmeni öneririm, sık kullanılanlarına falan da ekle hatta)

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !